Heykel Ustalardan Örnekleri (3)
Ressam, desen yoluyla tabiatı inceler, desen yoluyla onu yorumlar. Bu incelemede, yorumlamada kullanılan tek araç, çizgidir. Eşyanın sınırlarını gösteren, oturtan ve tespit eden bu çıplak çizgi; tek başına, başka biçim güzelliğini, kıvraklığını, hareketini, çeşitli anlamları içinde canlandırmaya yeter.
Sanat tarihine baktığımız zaman, eski Mısırlıların, Yunanlıların, Çinlilerin, Gotiklerin ve Doğu sanatçılarının bu tek çizgiyle ne kadar şaşılacak çeşitte düzenlemeler bulduklarını, ne kadar sanat harikaları meydana getirdiklerini görürüz”
- Heykel Sanatçıları
- Heykel Ve Resim Kursları
- Heykeltıraş Kursu
- Heykel Atölyesi
- Heykel Okulları
- Heykel Yapan Çocuklar
- Heykel Tıraş
- Heykeller
- Heykeltıraş
- Heykel Kursu
- Heykel Kursları
- Heykel Atölyeleri
- Heykel Dersleri
- Heykel Nedir
- Heykel Sanatı
- Hobi Kursları
- Hobi Resim Kursu
- Hobi Resim Sanat Kursları
- Hobi Okulları
- Hobi Kurslar
Alman ruhunun ve Alman gücünün birer «timsali»dir. Bu anlamda, Nazi sanatına, tarihte bir eşi gerçekten görülmemiş biçimde, «tümel sanat», «toplumsal mitos» sanatı, «kült sanatı», yani «siyasal Nazi dini sanatı» ya da «tipik çoğunluk sanatı» diyebiliriz.
Gerçekten de Hitter'in bütün amacı, gerek geleceği çağları kendinde içerecek, gerek geleceği kendinden başlatacak biçimde, «tarih üstü» bir çığır yaratmak olmuştur sanatta. Bu tarih üstü «Nazi çığırı» sanatı, tüm toplumda vazedilecek, tüm kültürle örtüşecek bir sanattı.
Bu nedenle, Hitler, sanatı, yalnız tikel sanatlar olarak değil, ama tüm bir toplumsal kültür biçimi olarak görmüş; evlerden açık alanlara, çevre Yolları’ndan fabrikalara, kentlerden kırsal alanlara kadar tüm toplumsal coğrafyayı «Nazi estetiği»nce dönüşüme uğratmaya, yeniden biçimlendirmeye çalışmıştır.
Tüm sokak, cadde ve kentler, tüm kamu yapıları, karayolları, köprüler, vs. «Nazi otoritesi egemenliğinin gücünü gösterecek biçimde düzenlenmiştir. Onun için, Nazi sanatı ve estetiği dendiğinde, bundan, öncelikle tüm bir toplumsal coğrafyanın çevre düzenini anlamak gerekir.
Eğer bu sanatsal-estetik ideal, toplumun gereksinmesiyle uygunluk içindeyse, toplumsal gelişmenin gereksinimlerine karşılık veriyorsa, sanatta yenilik olarak kendini gerçekleştirir. Ne var ki, toplumsal gelişme içinde, eski sanat sal estetik idealler ve kültürel değerler ile yeni estetik amaçlar, değerler ve idealler arasında bir çatışma vardır ve bu çatışma toplumlarda sanatsal gelişmenin itici gücünü oluşturur.
Bu nedenle, gelişme içinde yer alan her gerçek yenilik, eski'nin yaratıcı bir şekilde dönüşüme uğramasını; eski ise, kurulu değerlerin değişmeden sürmesini ister.
Böylelikle, bir yanda gelenekçi, gerici ve tutucu, öbür yanda yenilikçi, ilerici ve özgürlükçü görüş ve güçler arasında bir çatışma yer alır. Sanatta yenilikçi, ilerici düşünce ve değerlerin eski karşısında etkisini genişleterek egemenlik kazanması sonucu sanatsal gelişmede bir ilerleme görülür ki, bu ilerleme, yukarda da açıklandığı gibi, üretim tarzına bağlı olarak toplumun gelişmesiyle, değil uygunluk, hatta tam bir çelişki içinde olabilir. (Örneğin, gerek 18. yüzyıl Almancası; gerekse «toplumsal bilinçlenmenin, toplumsal gelişmeyi aştığı» 1960-1970'ler Türkiyeci, sanatsal gelişme ile toplumsal gelişmenin böylesine çelişki içinde olduğu dönemlerdir).
Bu nedenle, geri ya da çarpık üretim tarzına dayalı toplumlarda ileri, gerçekten yeni sanatsal-estetik ideallere amaçlara ve onun anlatımı olan sanatsal yaratımlara rastlanabilmesi, sanatsal gelişme ile toplumsal gelişme arasındaki göreceli bağıntının doğal bir sonucudur.




